Pap smear ya da kısaca smear testi, serviks (rahim ağzı) kanseri taramasında kullanılan, henüz oluşum aşamasındaki kanseröz lezyonların teşhisini sağlayabildiği için, tedavinin başarılı bir şekilde sonuçlanmasına büyük katkı bir araçtır.
Pap smear ya da kısaca smear testi, serviks (rahim ağzı) kanseri taramasında kullanılan, henüz oluşum aşamasındaki kanseröz lezyonların teşhisini sağlayabildiği için, tedavinin başarılı bir şekilde sonuçlanmasına büyük katkı bir araçtır.
Pap Smear incelemesinde ayrıca bakteri, protozoa, mantar ve virüs enfeksiyonlarının (HPV) tanısı konabilir. HPV (Human papilloma virus) enfeksiyonu hiç belirti vermese de papsmear’da HPV tarafından enfekte olmuş hücrelerin görülmesi tanıyı koydurur. HPV enfeksiyonu serviks kanserine neden olduğundan tanısı önemlidir.
Oldukça basit ve hiçbir ağrıya neden olmayan Pap Smear Testi, ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra ya da 21 yaşından sonra yapılmalıdır.
30 yaşından küçük kadınlara yılda 1 defa yapılması uygun olan Pap Smear Testi, 30 yaşından büyük kadınlara ise 3 defa ardışık olarak yapılmalıdır.
Test muayene masasına yerleştikten sonra vajinal kanalın spekulum adı verilen bir araç yardımıyla açılarak serviksin transformasyon zonu olarak adlandırılan bölgesinden fırça benzeri bir çubukla sürüntü alınmasıyla başlar.
· Daha sonra alınan bu sürüntü direkt olarak bir lamın üzerine yayılıp mikroskopta incelenir veya sıvı bazlı diğer yöntemde ise sürüntü bir sıvının içine koyulur, çeşitli işlemlerden geçirilir ve hücreler taranır.
· Her iki yöntemde de amaç serviksten alınan hücreleri inceleyerek kanser ya da kanserleşme ihtimali olan lezyonları tespit etmektir.
· İşlem ağrısızdır ve 15-30 saniye sürer.
Smear Testi yaptırmadan önce dikkat edilmesi gereken hususlar;
· Son adet başlangıcından 10-20 gün geçmiş olması
· Test öncesindeki 48 saat içerisinde cinsel ilişkiye girilmemiş olması
· Vajinanın temizlenmemesi
· Vajinaya, test öncesinde herhangi bir ilaç ya da krem sürülmemesi
· Herhangi bir genital enfeksiyon varsa, test öncesinde tedavisinin tamamlanması gerekir.
Testin doğruluğunun yüksek olması için dikkat edilmesi gereken bazı durumlar vardır.
· Bunlardan biri test sırasında çubuk yardımıyla alınan örnekteki hücre sayısının değerlendirme için yeterli olmasıdır. Yetersiz sayıda hücre içeren örneklerle yapılan değerlendirmeler yanlış sonuçlar verebilir.
· Diğer bir durum ise örneğin transformasyon zonundan alınıyor olmasıdır. Transformasyon zonu serviks kanserine neden olan HPV adlı virüsün hedef noktasıdır. Kadınlarda iç ve dış genital yapılarının yüzeylerini oluşturan hücreler (epitel) birbirinden farklıdır.
Bu hücrelerin birbiriyle birleştiği nokta skuamokolumnar bileşkedir. Bileşke, ergenlikten önce serviksin biraz daha dış kısmında bulunurken ergenlikten sonra iç kısımlara doğru ilerler. İşte bu bileşkenin eski ve yeni konumu arasında kalan bölgeye transformasyon zonu denir. Zonda sürekli bir değişim olduğundan bu kısım HPV gibi dış etkilere karşı hassastır. Serviks kanserlerinin %99'undan fazlasına sebep olan HPV, bu zondaki hücreleri enfekte ederek kansere doğru ilerleyen bir süreci başlatabilir.
Tüm bu sebeplerden dolayı smear testinin doğru sonuç verilebilmesi için örneklemenin transformasyon zonundan yapılması çok önemlidir.
Negatif sonuç: Alınan örnekteki servikal hücrelerin tamamen normal olduğu durumdur. Herhangi bir tedaviye gerek yoktur. Bir sonraki smear testinize kadar bekleyebilirsiniz.
Pozitif sonuç: Alınan örneklerde servikal hücrelerde anormallikler vardır. Bu sonuçlar;
· ASC-US (önemi tanımlanamamış atipik skuamöz hücreler): Bu durumda servikal hücrelerde bir değişim söz konusudur. Ancak bu değişimin bir kanser başlangıcı mı yoksa iyi huylu bir lezyon mu olduğu tam anlaşılamamıştır. İleri araştırma gerektirir.
· LSIL (düşük dereceli intaepitelial lezyon): Servikal hücrelerdeki anormallikler hafif düzeydedir. Genelde kendi kendine vücuttan atılan düşük risk grubundaki HPV ile enfeksiyonlar sonucu görülür.
· HSIL (yüksek dereceli intraepitelial lezyon): Hücrelerdeki değişimler belirgindir. Kansere dönüşme riski açısından oldukça dikkat edilmesi gereken bir gruptur.
· ASC-H (yüksek dereceli atipik skuamöz hücreler): Hücrelerdeki değişim HSIL'a benzemektedir.
· AGC (atipik glandular hücreler): Servikste bulunan farklı tür hücreye ait değişimler, şeklinde olabilir.
Test sonucunuz anormal geldiğinde hemen endişeye kapılmamalısınız. Her anormal sonuç kanser demek değildir. Uzman bir hekime başvurup sonucunuzla ilgili gerekli bilgileri almalı ve ileri tetkikleri yaptırmalısınız.
Anormal test sonucu gelen hastada yapılacak ileri değerlendirmelerden biri kolposkopidir. Kolposkopi, serviksinizin yakından ayrıntılı incelemesini sağlayan bir işlemdir.
Jinekolojik muayene masasına alınan hastanın kolposkop adı verilen alet yardımıyla serviksi incelenir. Bu işlem sırasında çeşitli kimyasal testler uygulanabildiği gibi biyopsi de alınabilir.
İleri değerlendirmede bir diğer yöntem de hastanın servikal hücrelerinde değişime sebep olan HPV'nin türünün saptanmasıdır. Bu sayede HPV'nin düşük mü yoksa yüksek riskli mi olduğu belirlenir. Yüksek riskli HPV ile enfekte kişilerde kanser gelişme olasılığı çok daha yüksektir.
Her test gibi smear testi de yanılma payına sahiptir. Ancak smear testini düzenli şekilde tekrarlamak, yanılma payını azaltacaktır.
Test 20 yaşından sonra yaptırılabilir. Ancak genç yaşlarda HPV ile enfeksiyon çok sıktır ve bu yaşlardaki enfeksiyonların büyük çoğunluğu kendiliğinden geçer. Bu yüzden erken yaşlarda test yapmak, ileride kansere dönüşmeyecek pek çok olguyu saptamamıza neden olur. Kaynakların doğru kullanımı açısından test yapmaya biraz daha ileride başlamak daha doğrudur.
· Cinsel olarak aktif,
· 30 yaş üzeri kadınların smear testi yaptırması önerilir.
Smear Testinin gerekli olmadığı kişiler;
· İyi huylu nedenlerle total histerektomi Rahmi alınan) geçiren kişiler,
· Rahim ağzı lezyonu olan fakat ardışık şekilde 3 testte negatif sonuç almış olan ve total histerektomi geçirmiş kişiler,
· 70 yaş üstü olan ve son 10 yılda 3 smear testi negatif sonuçlanmış olan kadınların olarak söylenebilir.
Serviks kanseri, dünyada kadınlarda en sık görülen 4. kanserdir. Ülkemizde de en sık görülen 9. kanserdir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde pek çok kadın serviks kanseri yüzünden hayatını kaybetmektedir.
Serviks kanserinin yol açtığı ölümleri azaltmada tarama çok önemli bir yer tutar. Diğer kanser taramalarında olduğu gibi serviks kanseri taramasındaki amaç da hastalığı erken evrede teşhis edebilmektir. Hastalığın erken evrede tespit edilmesinin tedavinin çok daha başarılı olmasını sağladığı unutulmamalıdır.
Serviks kanseri erken dönemlerinde tanı alan hastalarda, uygun tedaviyle birlikte 5 yıllık sağ kalım oranlarının %90'ların üzerine çıktığı gösterilmiştir. Hastalar erken tanı ile;
· daha kısa sürede tedavi olur.
· Hastanede yatış süresi kısadır.
· Hastalara yan etkisi daha az ilaç ve tedavi yöntemleri uygulanır.
· Tedavi süresince hastanın yaşam kalitesi daha yüksektir.
· Ayrıca kanser taramalarında erken tanınan hastalıklar sayesinde ekonomik anlamda da kaynakların etkin kullanımı sağlanmış olur.
1920'lerde Dr. Georgios Papanikolau'nun icat ettiği sonrasında adı da verilen test (Pap smear) sayesinde serviks kanserinin kolay bir yolla taranması mümkün olmuştur. Günümüzde gelişen teknolojiyle birlikte serviks kanserine neden olduğu bilinen HPV'nin de hücrelerde varlığının HPV testi adı verilen yöntemle incelenmesi mümkün hale gelmiştir. Taramada smear testi ile HPV testinin birlikte yapılması sonucun doğruluğunu artırır.
Ülkemizde 30-65 yaş aralığındaki her kadın serviks kanseri açısından taranır.
· Histerektomi (rahmin alınması) geçirmiş kadınlarda; histerektomi geçirme sebebi benign (iyi huylu) jinekolojik hastalıklardan dolayı ise tarama gerekli değildir, ancak histerektomi sebebi CIN2, CIN3 (serviks kanseri gelişimi için yüksek risk taşıyan lezyonlar) ise taramanın kesilmesi için negatif pap smear örneği ve son 10 yılda pozitif sonuç olmaması gerekir.
· Ülkemizde kullanılan ideal yöntem 5 yılda bir pap smear veya HPV testi ile taramadır.
Rahim ağzı kanserine neden olan HPV’nin kansere neden olabilen 15 farklı tipi bulunmaktadır. Tip 16 ve Tip 18 HPV’ye bağlı gelişen kanserlerin %75’ini oluşturmaktadır. HPV aşısı Tip 16 ila Tip 18’e karşı koruma sağlarken aynı zaman siğillere de neden olabilen Tip 6 ve Tip 11’e karşı da koruma sağlar.
Eğer aşı öncesinde Tip 16 veya Tip 18 ya da diğer tipleri vücutta var ise, aşı bu tiplere karşı koruma sağlamaz. HPV aşısı tedavi edici bir aşı değildir. Cinsel hayatı başlamamış bir kadın ya da HPV virüsüne hiç sahip olmayan bir kadına yapılan HPV aşısı, Tip 16 ve Tip 18 olarak geçen ve kansere neden olan virüslere karşı %100 korur.
HPV aşısı virüs tiplerine göre ayrılmaktadır. Bunlar 2’li, 4’lü ve 8’li olarak genellikle 3 doz olarak uygulanmaktadır. HPV aşısı hem kız hem de erkek çocuklarında 11 ila 12 yaşlarından başlayarak, kadınlarda ise yaş sınırı olmadan uygulanabilir.
Her yıl 250 bin kadın rahim ağzı kanserinden hayatını kaybediyor. Yaklaşık 10 yıl öncesine kadar bu virüsten korunma şansı yoktu. Oysa yapılan araştırmalar sonunda geliştirilen aşılarla HPV enfeksiyonunun, dolayısıyla rahim ağzı kanserinin büyük oranda önlenebildiği saptandı.
HPV aşısını uygulayan ülkelerden biri olan Avustralya’da rahim ağzı kanseri öncü lezyonlarının ve rutin kontrollerinde yüksek riskli tip HPV virüsü tespit edilen kişi sayısında ciddi miktarlarda azalma olduğu biliniyor.
HPV ile mücadelede aşı öne çıkıyor. Aşı; bu virüse birebir benzeyen, laboratuvar ortamında oluşturulan içi boş bir yapıdan oluşuyor. Bu sayede virüsün hastalık yapma potansiyeli olmaksızın, kimliği vücuda tanıtılıyor ve bağışıklık sistemi bu virüse özgü savunma sistemleri geliştiriyor.
Vücut daha sonra gerçek virüsle karşılaşırsa, bu savunma sistemleri hazır olduğu için virüsün vücudu etkilemesine izin verilmeden vücuttan yok edilmesi mümkün oluyor.
HPV’nin yaklaşık 14 yüksek riskli tipi bulunuyor. Bunlardan, aşının da içerisinde bulunan tip 16 ve 18 hastalığın yüzde 70’inden sorumlu. Geriye kalan yüzde 30’luk bölümün henüz aşısı olmadığı için rahim ağzı kanserinin tarihe karışacağını söylemek şu an için zor.
Günümüzde 3 farklı koruyucu HPV aşısı kullanılıyor. Bunlardan birincisi; sadece en çok rahim ağzı kanseri yapan iki HPV tipine karşı koruması olan ikili aşı.
İkincisi ikili aşıda var olan tiplerin yanında erkek ve kadında siğillere neden olan HPV tiplerine karşı da koruması olan dörtlü aşıdır. Dörtlü aşının kapsadığı HPV tipleri, rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık yüzde 70’inden sorumlu tutulan HPV 16 ve HPV 18’in yanında, genital siğillerin yaklaşık yüzde 90’nından sorumlu olan ve kanser ile ilişkili olmayan HPV 6 ve HPV 11’i de içermektedir.
Üçüncüsü ise erkek ve kadında siğillere neden olan HPV tipleri yanında kansere neden olan ek yedi HPV tipine karşı koruması olan dokuzlu aşı. Dokuzlu aşı henüz Türkiye’ye girmemiştir. Ancak kısa sürede girmesi beklenmektedir
HPV aşısının hem kız hem de erkek çocuklara yapılması öneriliyor. Dünya çapındaki tüm uzmanlar 11-12 yaşındaki çocukların aşılanmasının önemi konusunda fikir birliğine ulaşmış durumda.
Avustralya, Kanada, Portekiz, Norveç, Finlandiya, Danimarka gibi gelişmiş ülkelerde ücretsiz olarak okul aşılaması yapılıyor. HPV aşısı, çocuklara dokuz yaşından itibaren yapılabiliyor. Eğer çocuk okul aşılamasını kaçırdıysa; erkeklerde 21, kızlarda ise 25 yaşına kadar telafi aşılaması yapılabiliyor.
HPV aşısı canlı veya ölü mikrop bulundurmadığından HPV iltihabı, kanser veya ölüm gibi yan etkileri bulunmuyor. Sadece çocukluk çağı aşıları gibi hafif ateş, aşı yerinde hafi f ağrı ve kızarıklık yapabiliyor.
Ancak hamilelere uygulanması tercih edilmiyor. Yine de hamile olduğunu bilmeden aşı yaptıran kişinin gebeliğini sonlandırmasına da ihtiyaç duyulmuyor.
Genital siğiller toplumda yüzde 1 oranında görülüyor. 20’li yaşlarda bu oran yüzde 7’ye çıkıyor. Rahim ağzı kanseri aşısı yapılsa bile mutlaka tarama programlarına devam edilmesi gerekiyor. 21 yaşından itibaren tüm kadınlara üç yılda bir PAP Smear yaptırması öneriliyor.
HPV ile PAP smear testinin beraber kullanıldığı taramanın, yani Co-Test’in ise 30 yaşından itibaren yaptırılması tavsiye ediliyor. Eğer ikisi de iyi çıkarsa beş yıl içerisinde rahim ağzı kanseri veya kanser öncesi lezyonu gelişme oranı yüzde 0, 08’e düşüyor.
HPV virüsünün 30 ila 40’a yakın türü genital bölgede siğillere yol açar. Siğiller vajina içinde veya kenarlarında, anüste, vulvada ya da erkekte penis üzerinde ortaya çıkarlar. HPV’ye bağlı gelişen bu siğiller tedavi edilmediği takdirde dağılım gösterebilir ve ileri dönemlerde kansere çevirebilir.
HPV’nin en tehlikeli türleri ise tedavi edilmezse ileri dönemde penis, serviks, vulva, anüs, rahim ağzı gibi kanser türlerine neden olabilir.
HPV virüsü erkekte siğil oluşmasına ve sonrasında tedavi edilmezse penis veya anal kanserlere neden olabilmektedir. Bu nedenle erkeklerinde HPV aşısı olması gerekmektedir. Ayrıca erkeklerde bulunan HPV, kadınların rahim ağzı kanseri olmasına neden olabilmektedir.
Haber, Duyuru, ve her türlü gelişmeden haberdar olmak için e-bülten aboneliğini yaptırınız